26 Aralık 2010 Pazar

Eğitimimin Üstünkörü Analizi


-çalışmamı bitirdiğimde kolum çok ağrıyordu.
-akşam evde kırmızı yün sar, geçer.

-hala ağrıyor. neden olabilir?
-bilmem, benim hiç ağrımadı.

-gam çalarken sol elim tempoya yetişemiyor.
-tüm sesler duyulmasa da olur, kendine güvenerek çal.

-burayı böyle çalacaksın.
-nasıl?
-böyle işte.

-neden spiccato yapamıyorum?
-herkes yapamaz zaten, kimisinde bu bir yetenektir, kimisinde değil.

-hissederek çal.
-...
-daha çok hissederek.

-sınavda uzun kollu bir şeyler giy ki, bileğinin durumu görülmesin.

-iyi çalmayacaksan konsere çıkma, insanlar iyi müzik dinlemek için geliyorlar.

-böyle çalmaya devam ederek beni öldürtecek misin? şimdi kalp krizi geçireceğim.

-masterclass'a gitmenin ne anlamı var?

Yakınlarda tatil için Türkiye'ye gidiyorum. Bern'de kitapçıya uğradım ki, bölüm hocalarımın önerdiği birkaç müzik pedagoji kitabını alıp, tatilde okuyabileyim. Raflarda oyle çok çeşit müzik pedagoji kitabı var ki:
Müzik Eğitimi Psikolojisi,
Verimli Çalışma,
Öğretme ve Öğrenme Arasındaki İlişki,
Bir yaşam biçimi olarak müzik eğitimi,
Bireysel Dersten Toplu Derse Geçiş,
Toplu Derslerin Zorlukları,
Müzik Eğitiminde Teşvik Etmenin Yeri,
Müzikte Motivasyon,
Yetişkinlere Müzik Eğitimi,
Çocuklara Müzik Eğitimi,
Öğrenmedeki Zorluklar,
Oyunlarla Müzik Eğitimi,
Farklı Öğretme Teknikleri...


Didaktik dersi alıyorum burada. Her hafta farklı bir konuşmacı geliyor, kendi uzmanlığı hakkında bir ders işliyor. Dersler zevkli... Tartışıyoruz, değişik oyunlar oynuyoruz, gülüyoruz! Bazen gruplara ayrılıp, hepimiz bir öğrenci hayal ediyoruz. Kendi hayalimizde yarattığımız öğrencinin yaşını, kişiliğini, alt yapısını iyice çizmek zorundayız. Tahtaya çıkıp; hayalimizdeki o öğrencinin yeteneklerinden ve aynı zamanda zorlandıklarından bahsediyoruz. O'na uygun bir yıllık ilerleme programı yaratmaya çalışıyoruz. Tahtada yazarak, çizerek, sınıfın da katılımıyla, en uygunu ne olur diye tartışıyoruz.


Bazen de örnek ders videoları izliyoruz. Nasıl derslerin öğrenciye cevap veremediğini, öğretmenlerin bin kez anlattım sandığı şeyin altında aslında ne kadar büyük bir eksiklik yattığını gözlerimizle görüyoruz. Bol bol eleştiriyoruz. Hem kendi öğrenme süremize, hem de kendi öğretebilirliğimize ve bir başkasının tamamen bizden farklı varlığına ve olabileceklere karşı bilinçlendiriliyoruz.

Ayrıca; öğretmen olabilmek için, jüri önünde ders vermek gerekiyor. Başka yerde daha yüksek statülü bir öğretmen olabilmek için yine jüri karşısına çıkıyorsun...ve jüri üyeleri halandan, teyzenden oluşmuyor!...ve müfettişler de burada henüz önemini kaybetmemiş... derslerde heran kontrol edilebilirsin...

Avrupa'daki müzik öğrencilerinin (bunun devamında orkestraların, operaların, enstruman öğretmenlerinin) bizden iyi olduğunu düşündüğümüzde, nedenini anlamak çok zor değil! Bilinçsizlik üstüne bir zaman kaybı yok çünkü!

Bilince değinmişken; geçenlerde (türkçeye çevirirsem) Bilişsel Öğrenme-Öğretme Teknikleri konusunda uzman bir hocanın dersindeydik. Hoca, bir form hazırlamıştı.

Formda; sırasıyla bir komut örneği veriyorsun (1), komudu alan kişinin cevap-davranışını yazıyorsun (2). Ardından komudun onun zihninde uyandırabileceği diğer bilgiyi resmediyorsun(3), son olarak da kişinin hissini açıklıyorsun (4).

Örnekle açıklamak gerekirse;

(1) Bisiklete babansız binme!

(2) Baba beklenir!

(3) Babamsız başaramam sanırım.

(4) Başarısızlık, endişe

Yine iki arada bir deredeyim. Çünkü ne Türkiye'de gördüğüm eğitimi burada uygulayabiliyorum, ne de buradaki eğitimi Türkiye'ye uyarlayabiliyorum.

Bakın deneyelim;
(1)kolun acıyorsa kırmızı yün sar!

(2) sarar!

(3)kırmızı da keramet var herhalde!

(4)???!

1 yorum: